MUSA KARAKAŞ'I ANLATMAK
Musa Karakasi anlatmak, bir insanin sevdigi eski bir kitabi tekrar, tekrar okumaya benzer. Eskiden köylerimizde köy odalarinda sira türküleri oldugu gibi, sira kitap okumalari da vardi. Hiçbir zaman sandiga sepete koymadigimiz, her an okunmaya hazir göz önünde bulundurulan, Eba müslüm Battalgazi Pir sultan Abdal Karacaoglan Köroglu gibi tadina doyulmayan iste o kitaplar gibi. Musa Karakasi anlatmak ayni o kitaplar gibi, geçmisten gelecegimize giden yolda bir ay isiginin altinda, yolcunun yoldasina anlattigi bitmeyen anilara benzer, Musa Karakas. Musa Karakasta yukarida sözünü ettigim kitaplar gibi, yillandikça degeri daha çok anlasilacak, hatta yillandikça da baska, baska tatlara büründügü görülecektir. Benim bu degerlendirmemi belki de abartili olarak degerlendirenler olacak, ama Görünen köy kilavuz istemez. Derler misali, gerçekten söyle bir bakildiginda Musa Karakasin kendi toplumuna yaptigi unutulmasi mümkün olmayan o degerli hizmetleri, sadece dünkü ve bu günkü kusaklar degil gelecek kusaklarda, onun bu emeklerinin degerini yüreklerinde hissedeceklerini saniyorum.
Örnek gösterecek olursak, Musa Karakasin yaptigi bu hizmetleri, bu gün ayni amaçta faaliyet gösteren, dernekler, adlarina kurduklari kurumlarin ait oldugu yerlere verdikleri hizmetleri nen, karsilastirildiginda Musa Karakasin kendi ocaginin bulundugu yöreye yani Anadolu’nun bozkirlarinin çetin daglarinin arasinda olan Garip Musa’ya yaptigi eserlerden onun emeklerinin ne denli büyük oldugu görülecektir.
Musa Karakas Garip Musa adina kurdugu dernegin faaliyetine Garip Musa’dan çok uzaklarda Ankara da basladi, ama hizmet öncülügünü ise Garip Musa nin Garip yurduna verdi. Musa Karakas kurdugu dernegin bir avuç aile üyesinin üç kurus aidat geliriyle yaptigi bu hizmetin digerlerine bakildiginda sadece bir hizmetten ibaret olmadigi, bir eser olarak,tanimlan masi gerekliligine inaniyorum. Çünkü Musa Karakas asilmasi güç olan, Garip Musa türbesinin oldugu Divrigi Alan yazisina Höbekten km.ce yaptirdigi yol. Cem evi kurban kesim yeri modern WC leri çesmeleri isiklandirma için jeneratör ve Cem evinin duvarlarinda On iki Imamlarin resimleriyle kimsenin tahmin edemeyecegi, hizmeti o issiz daglarin arasinda gerçeklestirdi. Ayni zamanda Ankara da dernegin faaliyetini dernek adina aldigi dernege ait mülkiyet ve sayisiz hizmetleriyle diger derneklere örnek olacak bir sahsiyet olarak Alevilige büyük hizmeti olanlarin arasinda yerini almistir ve alacaktir.
Musa Karakas kendini kültürüne, törelerine, ecdadinin yoluna adamis birisiydi. Musa Karakas kizmazdi darilmazdi ama etkiliydi. Kendisi için degil toplumunun yararina olan bir kapiyi defalarca çalmaktan usanmazdi. Her seyin dogru ve gerçek olmasina çok özen gösterirdi. Bir belgenin dogruluguna emin olmak için o belgeyi nereden temin etmisse, örnegin Eskisehir Kars veya Sivas bizzat oralara kadar giderdi. Musa Karakas basladigi isi basarirdi, basardigi islerden haz duyardi, en büyük özelligi ise paylasmayi çok severdi.
Musa Karakas dürüsttü sik, sik geldigi Istanbul’a onu yalniz birakmamaya çalisirdim, Ankara’ya dönüs biletini alirdim, hemen sorardi o bileti benim adima mi yoksa dernek adina mi diye sorardi. Önceleri onun sordugu soruya bir anlam vermezdim, ne fark eder diye geçistirirdim. Demek’ki o biletin karsiligina açiklik getirmedigimden olacak ki bir bakardim dernek adina makbuzunu gönderirdi.
Bu gibi örneklerle çogalta bilecegim bir çok hizmet sahibi olan Musa Karakas topladigi elde ettigi belgeleri bir araya toplamak suretiyle, Garip Musa ocaginin ve o ocaga bagli Türkiye’nin her yerinde yasayan tüm Garip Musali ocaklilara belge niteliginde yazdigi bu kitap ayni zamanda bir eser, olarak algilanmasi gerektigine inaniyorum. Çünkü böyle bir kitabi saniyorum ilk defa Musa Karakas bir örnek ve öncü olarak bu konuda faaliyet gösteren derneklerin bilgisine sunmasindan dolayi nasil bir kisilige sahip oldugu görülmektedir.
Yüz yillarca toplumuna büyük hizmetler sunmus, Ocaklarimiz ve Dedelerimizin bu güne kadar yapmis olduklari hizmetleri, Musa Karakas bu gün, bu asir da yaptigi ve basardigi islerle, bir Ocagin ve bir dedenin toplumdaki yerini gayet güzel tarif etmistir. Biz de onun bu yaptigi hizmetleri, toplumun içinde yozlasmis, bu kültürden uzaklasmis, hayatinda Cem Cemaat görmemis, hatta, hatta dedelerimizi bir hakkullahci olarak tanimlayip biz onlari zaten
kovduk diyenleri, utandiracak.Ve gözün gördügü ispatla, kulagin duydugu sesle, elle tutulur varlikla vermis oldugu büyük emekle, ocaklarimizin ve o Ocaklardaki gelmis geçmis dedelerimizin adina onlarin suratinda bir samar olarak yankilatmistir.
O bu gün aramiz da yok, çünkü onu bizden daha çok sevenleri aldi o bu gün Cemal sener’in dedigi gibi Ömer Hayam’in yaninda o bu gün Ehlibeyit kervanindaki yolcularin arasinda ve o bu gün çok sevdigi atasi Garip Musa’nin yaninda. Peki ya bizler neredeyiz bizler bunu çok iyi kavramaliyiz, o da Musa Karakasi anlatmaktan anlamaktan geçer.
Musa Karakas soy seceremiz de on dördüncü yüz yildan yigirmi inci yüzyila kadar, yani günümüze kadar kesitteki boslukta kayip kusaklarimiz, unutulanlarimiz ve unuttuklarimiz ailemizin yüregine nasil bir yara açtigini, bu duyguyu bu aciyi hissedenler yasadi. Iste bu gidisata dur diyen Musa Karakas ve onun yaninda emegi geçenler belki her seyi veya hepsini degil ama, ailemize çigir açacak sekilde bulabildigi degerlerimizle, hiçbir topluma kolay, kolay nasip olmayacak bir olguyu Ocagimiz Garip Musa ve onun ailesine yani bize gelecek nesillerimize hiçbir zaman maddi degerlerle ölçülemeyecek kadar, kiymetli bir emanet birakti. Hele, hele bu gün, bulundugumuz asirda, medeniyet dedigimiz su zamanda gelecegimizi, birakacagimiz çocuklarimizin kültürümüze gelenek ve göreneklerimize gördükleri egitimleriyle bizlere ne kadar yakin ne kadar uzak endisesini tasirken, Musa Karakasin Divrigi nin günes köyünün sirtlarindaki issiz daglarin yamacindaki yaptigi bu yapinin bir kültür evinden ve bir Cem evinden öte bir üniversite oldugunu, bundan sonraki zamanlarda daha iyi anlasilacagi bir gerçektir. Iste Musa Karakasin dag basina yaptigi bu üniversite, kayip olmaya yüz tutmus bir ocagin bir ailenin baglarini kültürünü toplumdaki saygin yerini degerlerini kavrayan ögrenciler ögretmenler yetistirecek. Senede bir gün de olsa ziyarete gelen,genç kusaklar Garip Musa’nin yasadigi bu cografyadaki tarihin izlerini yüreginde hissederek okuyarak, Musa Karakas’in anlatmak istedigi bu efsanenin, bir masal olmadigini, gerçek bir hikayenin romani oldugunu algiladiklarinda, Musa Karakas’i kendi dilleriyle anlatmis olacaklardir. Sunu çok iyi bilmemiz gerekli, körebe oyununda ne aradigini bilmiyorsan, gözlerini açsan da hiçbir sey bulamazsin. Çünkü anilarimizin en degerli sakinlerinin kiymetlerini bilemedik, ne kadar aci. Iste Musa Karakasin bizim için su dag basina yaptigi kültür ve yüksek edebiyat okulu, bizim yasadigimiz pismanligi, çocuklarimizin yasamasini engellemistir.
Musa Karakas kendisini, benim anladigim kadariyla su sekil anlatmistir. Özledigin bir sey varsa, sevdigin bir sey var demektir. Sevdigin bir sey, yoksa özledigin bir sey yok demektir.
30 MAYIS 2008
MUZAFFER ERSOY
SIVAS MERKEZ AKPINAR KÖYÜ